Atıflar sizi aldatabilir

Yazar | Kategori Genel bilim | Tarih 18-09-2011

Şekil 1. Metnin içinde verilen atıfların bolluğu, yazılanların doğruluğunu göstermez. (Çizim: R. Munroe, http://xkcd.com/906)

Bilimsel makalelerin bir özelliğinin önceki çalışmalara atıf yapmak olduğundan, bunun da çoğunlukla metin içinde dipnotlarla yapıldığından daha önce ayrıntılarıyla bahsetmiştim. Bu durum, makaleyi yazan araştırmacıları kaynaklarını belirtmeye, gözden geçirmeye, yeniden değerlendirmeye zorlar. Zira okuyucular da o kaynakları açıp orada ne yazdığına bizzat bakabilir.

Ama birçok okuyucu atıfları kontrol etmeye zahmet etmediğinden, atıfların lâyığıyla verilmediği, hattâ sırf bilimsellik görüntüsü katsın diye metnin içine ilgisiz atıfların serpiştirildiği de olur (Şekil 1). Hattâ Elsevier yayınevi işi hakemli dergiye fiziksel olarak benzeyen ama aslında Merck şirketinin broşüründen başka bir şey olmayan bir dergi çıkarmaya kadar götürmüştü.

Ama işin içinde her zaman kötü niyet olması gerekmez. İyi niyetle de hata olabilir.

Doğruluğunu anlamak için atıf verilen kaynağı iki açıdan değerlendirmek gerekir: (1) Bu kaynakta yazılanlar doğru mu? (2) Bu kaynakta yazılanlar doğru yansıtılmış mı? Devamını okuyun »

Tohoku'nun dalgaları her yere yayıldı

Yazar | Kategori Yerbilim | Tarih 08-08-2011

Japonya'da kaydedilmiş en şiddetli deprem kendini hissettirdiğinde, Tokyo yakınlarındaki laboratuvarımızda haftalık toplantımızı bitirmiş, çaylarımızı yudumlamaya geçmiştik. Bir yandan da elimizdeki kamerayı deneyde nasıl kullanabileceğimizi inceliyorduk. Yer sarsıldığında Türkiye'de bize öğretildiği üzere kapı aralığına geçtim, Japonlar ise masa altlarına sığındılar. Kamerayı şimdi Japon teknisyenimiz Saori almış, depremi görüntüleyebilmek için çalıştırmaya uğraşıyordu. Gerçi Saori başaramadı, ancak onun gibi onlarca Japon sayesinde bu deprem, en iyi kaydedilmiş felâketlerden biri hâline geldi.

Bize saatlerce sürmüş gibi gelen sarsıntı bitince hemen beş kat aşağıya inip beklemeye başladık. Sarsıntılar hafifleyerek sürerken Japonlar zemin katındaki televizyonun başına üşüşmüştü. Ekranda tsunami tehlikesi gösteren bölgelerin bir haritası vardı. Dalgalar, depremin veremediği hasarı vermek üzere kıyıya yaklaşıyordu. Tsunami ayrıca nükleer bir kazayı tetikleyecekti. Devamını okuyun »

“Sen yeter ki ufukları hayal et”

Yazar | Kategori Genel bilim | Tarih 21-06-2011

Birçok bilimsel makaleye rağmen, “kişisel deneyimlerimi sizlerle paylaşmam” istendiğinde, yazıya başlamakta oluşan tıkanıklığı aşabilmem, “yıllar içinde olaylar nasıl gelişmiş” sorusuna bulduğum cevaplarla gerçekleşti. Lewis Thomas’ın “The Youngest Science: Notes Of A Medicine-Watcher” adlı otobiyografisinde, tıp alanında ülkemizdekine paralel gelişmelerin uzaklarda da –Amerika Birleşik Devletleri- olduğu görülür. New York’da 1913’de doktor bir baba ve onun yardımcısı hemşire bir anneden dünyaya gelen Lewis Thomas, kendi gözlemleri üzerinden tıp mesleğinin ve biliminin son yüzyılını anlatırken zaman içinde hekimliğin uygulamalı tıp bilimi şekline dönüşümüne tanık olur (1). 1930’lu yıllarda Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okuyan Thomas, Amerika’da 1930’larda başlayarak ve özellikle 1950’lerden itibaren hız kazanan tıp icraatı ile araştırmanın yani bilimsel aktivitenin iç içe geçme sürecine tanıklık eder. Bu deneyimlerinin oluşmasına Yale ve New York Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde dekanlık yapmasının katkısı da aşikârdır. Bu iç içe geçiş, önemsenmesi gereken bir olgudur ve ülkemizde böyle bir dönüşüm henüz çok cılızdır. Ülkemizdeki bu cılız dönüşüme 1935’lerde Nazilerden kaçarken Atatürk’ün davetiyle Türkiye’ye gelen hekimlerin/bilim adamlarının önemli bir katkısı olduğu görülür. Devamını okuyun »

Değişinimler ve DNA

Yazar | Kategori Biyoloji | Tarih 09-04-2011

Değişinimlerin (mutasyonların) açıklamasını daha önce yapmış, bunların canlıların evrimindeki rolünü açıklamıştım. Ayrıca, çoğunlukla etkisiz veya zararlı olan bu değişikliklerin zaman zaman canlıya yarar da sağlayabildiklerini bir yazıda dört, diğer bir yazıda da bir örnekle açıklamıştım.

DNA'nın yapısına ve şekline aşina olmayanların, Howard Hughes Tıp Enstistüsü'nün aşağıdaki kısa videosu sayesinde bu süreci gözlerinin önüne daha iyi getirebileceklerini umarım.

 

“Aykırı” bilim adamları

Yazar | Kategori Genel bilim | Tarih 29-12-2010

Bu yılın haziranında "aykırı" bir akademik dergiden bahsetmiştim. Tam da o sıralarda Avustralya radyosunun ruhbilim ve sinirbilim konularına dair All in the Mind adlı programının, "aykırı" bilim adamlarının haleti ruhiyesine dair bir bölümü yayınlandı. Tabii, hatalı bir görüşü dahi savunsalar onlara uygulanan bu baskı ve davranışlar yanlış ve üzücü. Ancak sormadan da edemiyorum: Gerçekten de aykırı ama doğru bir görüşü mü savunuyorlar, yoksa gerçekten de saçma sapan, gülünç tezleri mi var?

O programdan aldığım ilhamla aykırı bilim konusuna biraz daha değinmek istiyorum. Devamını okuyun »

İnsan sinir sisteminin gelişimi

Yazar | Kategori Biyoloji | Tarih 24-11-2010

Sinir sisteminin gelişimi alanının dev isimlerinden Tom Jessell, bir grup öğrenciye insan sinir sisteminin gelişimine dair temel bilgiler veriyor.

Howard Hughes Tıp Enstitüsü'nün yayınladığı kısa videoyu Türkçe altyazılarla izleyebilirsiniz:

 

Sıtma asalağının sivrisinekteki hayatı

Yazar | Kategori Biyoloji, Sağlık bilimleri | Tarih 20-11-2010

Howard Hughes Tıp Enstitüsü, sıtma asalağının sivrisinekteki hayatı konusunda çok güzel bir eğitici canlandırma hazırlamış. İlgilenenler için Türkçeye tercüme ettiğim altyazılar ile birlikte sunuyorum.

 

Hasta, bilim adamı ve basın

Yazar | Kategori Sağlık bilimleri | Tarih 12-11-2010

Dr Steven Laureys

Belçikalı Rom Houben 23 yaşında bir kaza geçirerek komaya girmiş, ama komadan çıkamamıştı. Kendisiyle hiçbir şekinde iletişim kurulamıyordu. Ne var ki bir gün bir "kolaylaştırıcı" geldi ve Rom'un neler diyor olduğunu anlamaya başladı.

Bu mucizevi hikâye, en azından başta böyleydi.

Önce kolaylaştırıcının ne olduğunu görelim: Houben, aslında felçli olduğundan kolunu bile kaldıracak halde değildi. Ama eğer kolunun hafif hareketlerinden ne yapmak istediğini anlayan birisi çıkarsa, belki o kolunu bir ekranda gezdirmesine yardımcı olup meramını anlatmasını sağlayabilirdi. "Kolaylaştırılmış iletişim (Kİ)" yöntemini kullanan, yani böyle hafif hareketlerinden yola çıkarak hastanın ne demek istediğini anladığını söyleyen biri bulundu ve bu yardımla Rouben çok ilginç şeyler anlatmaya başladı: Yıllardır vücudunu kımıldatamıyordu ama bilinci yerindeydi. Kimse onu duymuyordu ve bu bedenin içinde ruhu hapiste gibiydi... Ama nihayet şimdi derdini anlatabilmişti. Devamını okuyun »

Bilim içerikli Türkçe cepyayınlar (podcast'lar)

Yazar | Kategori Diğer yazılar | Tarih 24-10-2010

Bundan bir yıl kadar önceki bir yazımda, bilim haberciliğinde giderek yaygınlaşan 'podcast'lar hakkında bilgi vermiş ve kendi dinlediklerimin bir listesini takdim etmiştim. Yakın zamanda Açık Radyo'daki Açık Beyin programının da böyle dağıtıldığını görünce bunu duyurmak istedim.

Önceki yazımda podcast kelimesi yerine "cepyayın" karşılığını önermiştim. Hattâ bunu Türk Dil Kurumu'na bile yazdım, ama cevap gelmedi. Herhalde dil uzmanlarımız, âdetleri olduğu üzere bu podcast kelimesinin de iyice yerleşmesini bekliyorlar ki yerine Türkçe karşılık teklif ettikleri zaman alay konusu olsunlar.

Her neyse... Eğer bu konuyu hiç bilmiyorsanız önceki yazıma müracaat ediniz, orada daha önce önermiş olduğum birçok İngilizce cepyayını da bulabilirsiniz.

Aşağıda ise tavsiye edebileceğim Türkçe cepyayınlar var:

Açık Beyin.— Açık Radyo'nun yeni yayın döneminde bir saatlik süreyle iki haftada bir yayınlanacak olan programda nöroloji uzmanı hekimler Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ ve Prof. Dr. Hakan Gürvit, "nörofelsefe, nöroekonomi, nöropolitika, nörosanat üzerine" tartışıyor. (RSS, iTunes)

Deutsche Welle.— Alman devletinin yayın kurumunun bilim içerikli iki yayını var: Biri "Bilim Teknik" (RSS, iTunes), diğeri ise "Çevremiz ve Biz" (RSS, iTunes). Her bir bölümün süresi 5-15 dakika arasında değişiyor.

Plasebonun kötü ikiz kardeşi: Nosebo

Yazar | Kategori Sağlık bilimleri | Tarih 09-10-2010

Psikiyatri uzmanı hekim ve İngiltere'nin The Guardian gazetesi yazarı Dr Ben Goldacre, sizler için tercüme ettiğim bu gösteride plasebo ve nosebo etkilerini mizahi bir dille anlatıyor.

Plasebo etkisini anlamak, tıbbi tedavileri üzerinde yapılan çalışmaları anlamak açısından çok önemli. Bu etki, içinde hiç etkin madde olmayan bir ilâç alsak bile ortaya çıkan olumlu etkilerin açıklamasıdır. İçi boş olsa bihomeopatile, sadece ilâç alıyor olmak, enjeksiyon yapılıyor olmak, hattâ ameliyat geçirdiğini zannetmek hissi bile birçok kişide bir rahatlama sağlar, ama altta yatan hastalığı etkilemez. (Zatürree hastasına sadece öksürük şurubu vermek gibi bir şey.)

İşe yaramayan birçok tedavi yöntemi, bu etkiyi görmüş hastaları kanıt olarak göstererek o yöntemi satmaya çalışır. Ama bu yöntemler, plasebo etkisinden başka bir etki taşıyor mu diye itinalı araştırmalara tâbi tutulduklarında bugüne kadar hep olumsuz sonuçlar vermişlerdir.

Dr Ben Goldacre bu gösteride plasebo etkisinin yalnızca olumlu etkilerden ibaret olmadığından, onun yan etkilerinin de bulunduğundan bahsediyor.

ÖNEMLİ: Bir-iki yerde argo kelimeler var ve tercümede bunları ayıklamadım. Rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen seyretmeyin.